Tarihte bugün: 01 - 15 Kasım
Tarihte bugün: 1 Kasım
Şair Yahya Kemal Beyatlı, 1958'de İstanbul'da hayatını kaybetti.
Yahya Kemal Beyatlı 2 aralık 1884'te Üsküp'te doğdu, asıl adı Ahmed Agah'tır. İlköğrenimini Üsküp'te, orta öğrenimini Selanik ve İstanbul'da tamamladı.
1903'te Paris'e giderek Fransızcasını ilerlettikten sonra Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne girdi. 1912'de yurda döndükten sonra dil ve tarih konularında makaleler yayımladı.
1915'de üniversite öğretim kadrosuna atandı. Kurtuluş Savaşı'nın bitimine doğru Ankara'ya geçerek 'Hakimiyeti Milliye' gazetesinde başyazar oldu. 1923'te Urfa milletvekili olarak TBMM'ye girdi ve 1926'ya kadar bu görevde kaldı.
1926'da Varşova, 1929'da Madrid elçiliklerine atandı. 1931'de yurda geri döndü. Tekirdağ ve İstanbul milletvekili olarak 1935-1946 yılları arasında yeniden parlamentoya girdi.
1949'da Pakistan büyük elçisiyken emekliye ayrıldı. 74 yaşında İstanbul'da hayatını kaybetti. Rumelihisarı Mezarlığı'na gömüldü.
Kişiliğini Paris'te okurken ünlü tarihçi Albert Sorel'in derslerinden aldığı tarih zevkiyle, Fransız şairlerinin (Jean Moreas, Baudelaire, Verlaine...) ölçü ve biçim güzelliklerinde buldu.
Paris'e gidişi, İkinci Abdülhamit baskısından bir kaçış olduğu halde, orada siyasi faaliyetlere katılmayarak sanat çevrelerinde kendini yetiştirdi.
Paris öncesi Hamid ve Servet-i Fünun şiiri etkisinden kendisini böylelikle kurtardı, klasik divan şiirini Batı şiirindeki bütünlük anlayışıyla ele aldı.
Avrupa dönüşü yayımladığı neoklaisk şiirleri 'Bulunmuş Sayfalar'da, çıkış noktasının Osmanlı tarih ve şiiri olduğunu gösterdiği gibi, sonradan yeni şekiller ve sade dille yazdıklarında da genel olarak Osmanlı kültürüne bağlı kaldığı görülür.
Yahya Kemal'deki İstanbul, Boğaziçi ve Türk musikisi hayranlığına, tabiat güzellikleri yanı sıra, tarih değerleri de girer. Duygu, düşünce ve hayali ustalıkla kaynaştıran şair, pek çoğuna hikaye karakteri verdiği lirik-epik şiirlerinin konularını aşk, tabiat, deniz, ölüm ve sonsuzluktan alır.
İç ahengi her şeyden üstün tutuşu, şiiri 'musikiden başka türlü bir musiki' kabul edişi, 'Ok' şiiri bir yana bütün şiirlerini, bu ahengin sağlanmasına daha elverişli gördüğü aruzla yazmasına sebep oldu.
Sessiz Gemi
Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu!
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Birçok seneler geçti; dönen yok seferinden.
Rindlerin Akşamı
Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç;
Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç.
Cihana bir daha gelmek hayal edilse bile,
Avunmak istemeyiz öyle bir teselliyle.
Geniş kanatları boşlukta simsiyah açılan
Ve arkasından güneş doğmıyan büyük kapıdan
Geçince başlıycak bitmeyen sükunlu gece.
Gruba karşı bu son bahçelerde, keyfince,
Ya şevk içinde harab ol, ya aşk içinde gönül.
Ya lale açmalıdır göğsümüzde yahut gül.
Günün diğer önemli olayları
1604: William Shakespeare'in trajedisi 'Othello'nun ilk gösterimi Londra Whitehall Palace'da yapıldı.
1922: Saltanat ve Halifelik makamları birbirinden ayrıldı ve saltanat kaldırıldı.
1927: Mustafa Kemal Paşa ikinci kez Cumhurbaşkanı seçildi.
1928: Yeni Türk harfleri kabul edildi.
1929: Ankara'da Anadolu Halk Bilgisi Derneği kuruldu. Derneğin 124 sayı çıkan Halk Bilgisi Haberleri adlı dergisi de yayımlanmaya başlandı.
1934: Ankara Kızılay'da Güven Anıtı açıldı.
1936: Ankara Devlet Konservatuvarı öğretime başladı.
1951: Cezayir Ulusal Özgürlük Cephesi, Fransa'ya karşı gerilla savaşı başlattı.
1954: Cezayir bağımsızlığını kazandı.
1959: Tiyatro ve sinema sanatçısı Halide Pişkin 53 yaşında öldü.
1962: Sovyetler Birliği, Mars'a ilk roketi fırlattı.
1993: Cumhuriyet tarihinin ilk din şurası toplandı.
1995: Eski Yugoslavya devletleri ile Bosna barış görüşmeleri başladı.
1998: İslam Konferansı Teşkilatı Ekonomik ve Ticari İşbirliği Daimi Komitesinin 14'üncü Toplantısı İstanbul'da başladı.
2001: Çin'in Ukrayna'dan satın aldığı yüzer kütle Varyag, İstanbul Boğazı'ndan geçti. Varyag, 2 kasımda da Çanakkale Boğazı'ndan Ege'ye çıktı.
Tarihte bugün: 2 Kasım
İrlandalı eleştirmen ve Nobel ödüllü yazar George Bernard Shaw, 1950'de 94 yaşında öldü.
Bernard Shaw, 1856'da İrlanda'da doğdu. Yaşadığı ve ününü yaptığı İngiltere'de, 1950'de hayata veda etti.
19'uncu yüzyılın ikinci yarısından 20'nci yüzyılın ikinci yarısına doğru uzanan 94 yıllık ömrü boyunca Shaw'un bir an bile ara vermediği başlıca uğraşı, düşünmek ve düşündüklerini gülümseterek dile getirmek oldu.
Tiyatro oyunlarından romanlarına, siyasal ve sosyal yapıtlarından müzik, resim ve tiyatro eleştirilerine, mektuplarına dek tüm yazdıklarında ya da konuşma ve demeçlerinde Shaw, çağının her sorununu korkusuzca ele aldı, yeniden sorguladı.
İnsan, toplum, aile, din, bilim, uygarlık, kültür, sanat, eğitim, devlet, siyaset, savaş, barış gibi sayısız kavramı sınır tanımaz dünyasında sürekli tartıştı. Basmakalıp inançlara karşı yepyeni görüşlerin kapılarını araladı.
40'tan fazla tiyatro oyununa imza attı. En bilinen eseri 1913'te yazdığı 'Pygmalion'dur. Bu oyun daha sonra 'My Fair Lady' ismiyle müzikale ve sinemaya da uyarlanmıştır.
Günün diğer önemli olayları
1870: İstanbul'da ilk mizah dergisi 'Diyojen'in birinci sayısı yayınlandı.
1914: Rusya, Osmanlı devletine savaş ilan etti.
1918: Enver, Talat ve Cemal paşalar, beraberindekilerle bir Alman gemisi ile yurttan ayrıldı.
1934: İçişleri Bakanı Şükrü (Kaya) Bey'in genelgesiyle radyo programlarından alaturka musiki kaldırıldı.
1936: İngiltere'de BBC, düzenli televizyon yayınına başladı.
1964: Suudi Arabistan Kralı Suud tahttan müzikildi, yerine Prens Faysal getirildi.
1970: Salvador Allende, Şili Devlet Başkanı oldu.
1989: Malatya Gazeteciler Cemiyeti kuruldu.
1990: Fener Rum Ortodoks Patriği Bartholomeos göreve başladı.
1996: Tiyatro ve sinema sanatçısı Duygu Ankara öldü.
1998: Prof.Dr. Bahri Savcı, İstanbul'da öldü.
2004: Anayasa Mahkemesi, 11 yıl aradan sonra Yüce Divan sıfatıyla eski enerji ve tabii kaynaklar bakanları Cumhur Ersümer ile Zeki Çakan'ı yargılamaya başladı.
Tarihte bugün: 3 Kasım
Fenerbahçe'nin ve Milli Takım'ın unutulmaz forveti Zeki Rıza Sporel 1969'da hayatını kaybetti.
1898 yılında doğan ve 'futbolumuzun ilk üstadı' olarak da tanınan Zeki Rıza Sporel, 15 yaşından itibaren giymeye başladığı Fenerbahçe formasını, 18 yıl süren futbol hayatı boyunca hiç çıkarmadı.
Zeki Rıza Sporel, A Milli Takım'ın ilk golünü atarken, başka bir maçta da dört gol atarak tarihe geçti. Sporel, Milli Takım'da toplam 16 gole imza attı.
26 ekim 1923'te oynanan Romanya maçında ağabeyi Hasan Kamil Sporel'le beraber forma giymişti. O maçta Zeki Rıza Sporel iki gole imza atarken, Hasan Kamil Sporel de Milli Takım'ın ilk kaptanı olarak sahada yer almıştı.
Nisan 1969'da ağabeyi Hasan Kamil'in ölümü Zeki Rıza Sporel'i çok etkiledi ve 3 kasım 1969'da hayatını kaybetti. Zeki Rıza Sporel'in ölümünü duyan ağabeyleri Arif Sporel ise bir kalp krizi geçirerek aynı gün hayata veda etti.
Günün diğer önemli olayları
1493: Kristof Kolomb, ikinci seyahatinde Karayip Adaları'nı keşfetti.
1507: Leonardo da Vinci'ye Lisa Gherardini'nin (Mona Lisa) tablosunu yapma işi verildi. Lisa del Giocondo'nun kocası, karısının üç dişinin çekilmesi ve yerlerine takma diş takılmasının ardından Da Vinci'ye 'Mona Lisa' tablosunu ısmarladı.
1839: Gülhane Hattı Hümayunu'nun açıklanmasıyla Tanzimat Devri başladı.
1888: Londra'da Karındeşen Jack, son kurbanını öldürdü. 2002 yılında cinayet romanları yazarı Patricia Cornwell, araştırmaları sonucu Karındeşen Jack'in, İngiliz empresyonist ressam Walter Richard Sickert (1860-1942) olduğunu iddia etti.
1912: Tamamı metalden yapılmış ilk uçak, Fransa'da, pilotlar Ponche ve Prinard tarafından uçuruldu.
1918: İngilizler Musul'u işgal etti.
1921: New York'ta süt taşıyıcıları greve gitti ve binlerce galon süt, New York caddelerine döküldü.
1936: Ankara'da Çubuk Barajı açıldı.
1957: Sovyetler Birliği, ikinci yapay uydu Sputnik-2'yi yörüngesine fırlattı. Bu uyduda, uzaya giden ilk hayvan olan Laica adlı köpek de bulunuyordu.
1971: Tarihi Tepebaşı Tiyatrosu, yangın sonucu harap oldu.
1983: Atatürk Barajı ve Hidroelektrik Santralinin temeli atıldı.
1991: İsrail ve Filistin yetkilileri arasındaki ilk yüz yüze görüşmeler Madrid'de başladı.
1992: Illionis eyaletinden Demokrat Parti adayı Carol Moseley-Braun, ABD Senatosu'na seçilen ilk siyah kadın oldu.
1996: Susurluk'taki trafik kazasında, eski İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ ile beraber üç kişi öldü, DYP Şanlıurfa Milletvekili Sedat Edip Bucak yaralandı. Ölenlerden birinin 'Mehmet Özbay' sahte kimlikli Abdullah Çatlı olduğu saptandı.
2002: Adalet ve Kalkınma Partisi, erken genel seçimlerden birinci parti çıktı.
Tarihte bugün: 4 Kasım
Şair Ümit Yaşar Oğuzcan, 1984'te 58 yaşında öldü.
22 ağustos 1926'da Tarsus'ta doğdu. 4 kasım 1984'te İstanbul'da hayatını kaybetti.
1845'te Eskişehir Ticaret Lisesi'ni bitirdi. Osmanlı Bankası ve Türkiye İş Bankası'nda çalıştı. 1977'de İş Bankası Halka İlişkiler Müdür Yardımcılığı görevinde iken emekliye ayrıldı.
İstanbul'da kendi adını taşıyan bir sanat galerisi kurdu. Bir süre yayıncılık yaptı ve Akbank Genel Müdürlüğü Krediler Servisi'nde çalıştı. Yaşamının son döneminde mizah dergisi 'Çarşaf'ta mizah şiirleri yazdı.
İlk şiiri 1942'de Eskişehir'de yayınlanan 'Kocatepe' gazetesinde yayımlandı. Daha sonra 'Yedigün', 'Varlık', 'Büyük Doğu' gibi dergilerde yayımlanan şiirleriyle tanındı.
İlk şiir kitabı 'İnsanoğlu' 1947'de basıldı. Zamanla geniş kitlelerin okuyup hayranlık duyduğu bir aşk ve ölüm şairi olarak tanındı. Şiirlerinde Faruk Nafiz Çamlıbel duyarlılığı görülür.
1973'de büyük oğlu Vedat'ın intiharından sonra 'ölüm' temasına daha çok eğildi. Bazı şiirleri çağdaş sanat müziğinin popüler bestecileri tarafından bestelendi. En duyarlı ve yoğun aşk şiirlerinin yazarıdır.
Üstüme Varma İstanbul
Sana geldim, içim ümitlerle dolu
Beni sarhoş etme İstanbul, ne olur
Bir gün ben de eririm caddelerinde
Çürür kemiklerim adım unutulur
Yine sen kalırsın dipdiri, sımsıcak
Göğün, bulutların, denizlerin kalır
Oynama İstanbul, benimle oynama
Bir gün öldürür beni bu dert, bu kahır
Ezilmiş ellerim arasında başım
Bu yeryüzünde başka çarem kalmamış
İşte gelip kapılarına dayanmışım
Karşında yıkılmış bir duvar gibiyim
Beni sarhoş etme, başım dönüyor
Üstüme varma İstanbul, kederliyim
Ayrılanlar İçin
Yollarımız burada ayrılıyor
Artık birbirimize iki yabancıyız
Her ne kadar acı olsa, ne kadar güç olsa
Her şeyi evet her şeyi unutmalıyız
Her kederin tesellisi bulunur, üzülme
İnsan ne kadar sevse unutabilir
Mevsimler, gelir geçer, yıllar geçer
Sen de unutursun bir gün gelir
Hiç yaşamamışçasına, hiç sevmemişçesine
Unutursun o günlerimizi, gecelerimizi
O günlerce gecelerce s*vişmelerimizi
Her şeyi evet her şeyi unutabilirsin
Hatta bütün yazdıklarımı satır satır
Kalırsa, içinde bir derin sızı kalır
Günün diğer önemli olayları
644: Halife Hz. Ömer, Medine'de düzenlenen bir suikast sonucu öldürüldü.
1879: ABD'li James J. Ritty, yazar kasayı geliştirdi.
1909: Bağdat Demiryolları kapsamında yapılan Haydarpaşa Garı törenle açıldı.
1922: Son Osmanlı hükümeti (Tevfik Paşa kabinesi) istifa etti.
1922: Osmanlı devletinin resmi gazetesi 'Takvim-i Vakayi' yayınını durdurdu.
1922: İngiliz arkeolog Howard Carter ve ekibi, Tutankamon'un mezarını keşfetti.
1937: Mark Twain Cemiyeti, Atatürk'e madalya verdi.
1940: İngiltere, Girit'i işgal etti.
1946: BM Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) kuruldu.
1950: Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Bildirisi'ni imzaladı.
1951: Din dersi ilkokullarda ders programına alındı.
1956: Sovyet güçleri Macaristan'a girdi.
1979: Tahran'daki ABD elçiliğini işgal eden Humeyni yanlıları, elçilik görevlilerini rehin aldı.
1981: YÖK Yasası kabul edildi.
1982: Şeyhülmuharririn Burhan Felek, 93 yaşında öldü.
1983: Gazeteci, yazar ve siyaset adamı Doğan Avcıoğlu 57 yaşında öldü.
1995: 73 yaşındaki İsrail Başbakanı İzak Rabin, 27 yaşındaki sağcı bir öğrenci tarafından öldürüldü.
Tarihte bugün: 5 Kasım
Besteci Wolfgang Amadeus Mozart, 1791'de Viyana'da hayatını kaybetti.
27 ocak 1756'da Avusturya'nın Salzburg şehrinde doğdu. Babası Leopold Mozart, Salzburg Başpiskoposluğu Saray Orkestrası'nda keman çalan, birçok besteler ve keman için metod yazan bir müzikçiydi.
Mozart, üç yaşına geldiği zaman kendisinden beş yaş büyük olan kızkardeşi Maria Anna'nın (Nannerl) çaldığı klavsen parçalarını belleğine yerleştirip kendi kendine çalmaya başlamıştı.
Babası, bir gün minik Wolfgang'ın eline geçirdiği bir nota kağıdına daha kullanmayı bile beceremediği kocaman tüy kalemle konçerto çiziktirdiğini görünce ondaki mucizevi özelliği fark ederek ve ona klavsen dersleri vermeye başladı.
Kulağı, kemanda bir notanın sekizde biri kadar akort düşüklüğünü fark edecek derecede hassastı ve çirkin seslere, gürültülere karşı tepkisi ise baygınlık geçirecek ölçüde şiddetlenebiliyordu.
Çevrede Mozart'a karşı ilginin artması üzerine babası, bu erken doğan güneşten faydalanmak, çocukları sayesinde para ve şöhret sağlayabilmek için oğlunu ve kızını yanına alarak Avrupa kentlerini dolaşmaya, konserler vermeye başladı.
Mozart klavsen, keman ve org çalmadaki ustalığıyla, her şeyden fazla doğaçtan çalışlarıyla dinleyicilerini hayrete düşürüyordu. Aynı zamanda beste de yapıyordu. Beş yaşında menuet, yedi yaşında konçerto ve sekiz yaşında senfoni yazdı.
12 yaşına kadar babası ve kızkardeşi ile birlikte konserler vererek boydan boya dolaştığı Avrupa'da geçtikleri her kentte hayranlık ve ilgi topladı, saraylarda krallar ve kraliçeler önünde çaldı.
Soylular, her defasında yeni bir eserle ortaya çıkan harika çocuk Mozart'ı dinlemek için yarıştı, çağın ünlü ressamları Mozart ailesinin portre ve resimlerini yaptı.
14 yaşında ilk opera eseri 'Lucia Silla' Milano'da çalındığı zaman Mozart kendini opera sahnelerine de, üstelik operanın vatanı İtalya'da kabul ettirmişti. Papa tarafından ustalara layık görülen 'Altın Mahmuz' nişanı ile ödüllendirildi.
25 yaşına kadar o kentten bu kente dolaştı, han köşelerinde barındı, bazen yiyeceksiz kaldı. Kar ve yağmur demeden atlı arabalarla yolculuk etti. Bu yolculuklar esasen sağlıksız ve zayıf olan bünyesini oldukça yıprattı.
Mozart'ın hayret uyandırıcı bir başka yönü de birbiri ardına geçirdiği tifo, çiçek ve mafsal romatizması gibi o zamana göre ölümcül olan hastalıkları atlatması, ama buna rağmen ürün vermeye devam etmesi ve keyfini hiç bozmamasıdır.
Ablası Nannerl onun bu yolculuklarında, "ben ülkesini teftişe çıkan küçük bir kralım" diyerek kendince bir eğlence yarattğını, geçtikleri kasaba ve köylere bir takım uydurma adlar taktığını anlatır anılarında.
Tüm bunlara rağmen maddi durumu hiç düzelmedi. Yaşamı boyunca sonu gelmeyen para sıkıntısı çekti. Ona övgüler yağdıran krallar bile hasis davrandı. Sadece dersler vererek ve halk konserleriyle yetinerek hayatını kazandı.
36 yaşını doldurmadan 5 aralık 1791'de Viyana'da öldü. Cenazesi fakir cenazeler için uygulanan biçimde kaldırıldı. Mezarının nerede olduğu ise bilinmiyor.
Rivayete göre, katedraldeki cenaze törenine sadece altı kişi katıldı. Bu küçük kafile şiddetli yağmur nedeniyle mezarlığa kadar tabuta eşlik edemeyince cenaze aceleye getirilerek dilenciler için ayrılan bir mezara gömüldü.
Günün diğer önemli olayları
1638: IV. Murat komutasındaki Osmanlı ordusu Musul'a girdi.
1757: Prusya Kralı II. Frederic, Yedi Yıl Savaşları'nda Fransa'yı Rosbach'da yendi.
1840: Afganistan, İngilizlere teslim oldu.
1895: New York Rochester'dan George B. Selden, benzinle çalışan otomobil için ilk ABD patentini aldı.
1914: İngiltere, Türkiye'ye savaş ilan etti.
1919: Gaziantep, Fransızlar tarafından işgal edildi.
1921: İsmet Paşa başkanlığındaki TBMM Delegasyonu, Lozan görüşmelerine katılmak üzere, İsviçre'ye hareket etti.
1925: Ankara Hukuk Fakültesi, Atatürk tarafından açıldı.
1930: İlk televizyon reklamı Londra'da gösterildi.
1973: Geleneksel Türk tiyatrosunun son temsilcisi İsmail Dümbüllü 86 yaşında öldü.
1988: 1931 yılında Türkiye Güzeli seçilen Naşide Saffet Esen öldü.
1991: Filipinler'de selde yaklaşık 7 bin kişi öldü.
Tarihte bugün: 6 Kasım
Besteci Peter İlyiç Çaykovski, 1893'te 53 yaşında hayata veda etti.
"Tarifsiz bir melankoliyi sürekli içimde taşıyorum. Öyle bir duygu ki, kelimelerle açıklanamaz. Korkuyla karışık, ne olduğunu ancak şeytan bilebilir..."
Çaykovski bu sözleri son eseri 'Patetik Senfoni'yi bestelerken söylüyordu. Halbuki ilk piyano konçertosu da benzer duygularla doluydu. Anlaşılan şu ki, Çaykovski'nin başından sonuna kadar tüm yaşamı, melankoli ile geçmişti.
7 mayıs 1840'ta Ural Dağları'nın kucağında bir maden kenti olan Votkinsk'te, devlet madenlerinde işletme sorumlusu olan bir babanın oğlu olarak dünyaya geldi.
Nevrotik eğilimli yaşamının sekiz yılı bu kentte yarı Fransız olan annesinin söylediği halk ezgileriyle aryaları, özellikle de Mozart'ın 'Don Juan'ını dinleyerek geçti. Belki de bu yüzden yaşamı boyunca kendine en yakın bulduğu besteci Mozart'tır.
Beş yaşında piyano dersleri almaya başladı. Yine aynı yıllarda dadısı Fanny'nin yönlendirmesiyle Fransız edebiyatını tanıdı.
14 yaşında ilk şarkısını besteledi. Ama ardından silik kişilikli babası devlet memurluğundan istifa etti ve ailesi zorunlu olarak St. Petersburg'a taşındı.
1850'den başlayarak dokuz yıl Hukuk Fakültesi'ne devam etti. Mezun olur olmaz da Adalet Bakanlığı'nda yüksek düzeyde bir memurluğa atandı.
Bu arada Lomakin'in korosunda şef yardımcılığı yapıyordu. 1854'te tutkuyla bağlı olduğu annesi koleradan ölünce bestecilik arzuları yeniden filiz verdi yüreğinde. Rus Müzik Kurumu'nun derslerine katıldı.
1862'de Adalet Bakanlığı'ndaki işinden ayrılarak yeni kurulan St. Petersburg Konservatuarı'na kaydını yaptırdı. 1865'te konservatuardan mezun olurken yazdığı kantat gümüş madalya ile ödüllendirildi.
Bir yıl sonra Nikolai Rubinstein'ın daveti üzerine Moskova Konservatuarı'nda armoni öğretmenliğine başladı ve bu kurumda geçirdiği 11 yılda birçok başyapıta imza attı. 1877'de Antonina Milyukova ile evledi, ama evliliği dokuz hafta sürdü.
1878 mayısında hem Moskova'dan hem karısından ayrılmadan önce üç başyapıt daha besteledi. Bedeni ve ruhu intihar krizlerinin rüzgarıyla savrulurken Nadejda von Meck'le tanıştı.
Kendisinden 10 yaş büyük, genç yaşta dul kalmış 11 çocuklu bu zengin kadın, Çaykovski'ye hayrandı. Gizliden gizliye de para yardımı yapıyordu. Rivayete göre birbirlerini hiç görmeden tam 13 yıl durmadan mektuplaştılar. Ve Çaykovski doktorların önerisi üzerine karısından ayrıldıktan sonra Rusya'yı terk etti.
1878-1885 arasında Batı Avrupa ile Rusya arasında mekik dokudu. Önce Cenevre'ye, sonra İtalya'ya gitti. 1888'de Almanya, Fransa ve İngiltere'de orkestralar yönetti. 1890'da koruyucusu Von Meck ile ilişkisi birden kesiliverdi.
Bu durumda derinden yaralanacak, ölümle burun buruna geldiği anda bile 'Meck2 adını sayıklayacaktır. Mektuplarını yanıtlamayan Von Meck de iki yıl sonra hayatını kaybedecektir.
1891'de yoğun bir Avrupa turnesinden sonra pusulasını ABD'ye çevirir ve son yapıtı Altıncı Senfoni'nin ilk seslendirilişini yönettikten birkaç gün sonra da St. Petersburg'da koleradan ölür.
Bir söylentiye göre kolera salgını sırasında hiç yapılmaması gerekeni yapmış ve musluk suyunu kaynatmadan içmiştir.
Günün diğer önemli olayları
1814: Enstrüman yapımcısı ve saksofonu bulan Adolphe Sax doğdu.
1913: Hint lider Mahatma Gandhi tutuklandı.
1917: Finlandiya bağımsızlığını ilan etti.
1917: Ekim Devrimi (eski Rus takvimine göre 25 ekim) gerçekleşti. Lenin ve Troçki, Petograd'da kontrolü ele geçirdi.
1918: Çanakkale Boğazı, İngiliz ve Fransızlarca işgal edildi.
1931: İstanbul'da dolmuşlarda sarı-siyah damalı çizgi uygulaması başlatıldı.
1936: İzmit'te kağıt ve karton fabrikası açıldı.
1955: Kayseri Şeker Fabrikası'nda üretime başlandı.
1979: Türkiye'de 'Hoş Memo' olarak tanınan çizgi bant 'Li'l Abner'in yaratıcısı All Capp 70 yaşında öldü.
1981: YÖK Yasası yürürlüğe girdi.
1983: ANAP tek başına iktidar oldu.
1983: Ressam Münif Fehim öldü.
1989: Güneydoğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı GAP kuruldu.
1994: SHP ile CHP birleşti.
Tarihte bugün: 7 Kasım
Rus yazar Lev Nikolayeviç Tolstoy 1910'da hayatını kaybetti.
Lev Nikolayeviç Tolstoy, 1828'de varlıklı, toprak zengini bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Henüz iki yaşında annesini, dokuz yaşında da babasını kaybetti. Kendisini kadın akrabaları büyüttü.
Eğitmeni vardı ve binicilik dersleri alıyordu. Kazan Üniversitesi'ne girdi ama, üç yıl sonra üniversiteden ayrıldı. Geniş topraklarını yönetmek için, doğduğu yere geri döndü. Bir toprak sahibi gibi değil, bir rençber gibi lüksten uzak yaşadı.
Eğitimini kendi kendine sürdürme, kendi başına bilgiye ulaşma alışkanlığı edindi. 23'ünde orduya yazıldı, Kırım Savaşı'na katıldı. St. Petersburg'da bir derginin yazarları arasına katıldıysa da görüşlerinden hoşlanmadığı için tekrar topraklarına döndü.
Bir yandan çiftçilikle uğraşırken, bir yandan da köylü çocukları için açtığı okulda, büyük bir başarı ile onları okutuyordu. Öğrenimin her öğrencinin kişisel ilgi ve yönelimine göre uygulanması gerektiğini düşünüyordu. 34 yaşında evlendi.
Başlangıçta doğada geçen anılarını kitap haline getirdi. 'Kazaklar'da bulunduğu bölgedeki köylülerin yaşamını anlatıyordu. Napolyon Savaşları sırasında 1865'te yazdığı 'Savaş ve Barış', yaşama sunulan bir destan olarak nitelendirilir.
Bu romanda geniş bir zaman sürecinden bahsedilmesi, somut özelliklerin canlandırılmasında kaydedilen yüksek başarı düzeyi, 500'ü aşkın kişi içermesi, öykünün dallanıp budaklanarak ilerlemesi bu eseri başyapıtlardan biri haline getirmiştir.
Eser geniş ve detaylı olması nedeniyle tarihi bir belgesel niteliği dahi taşır. Bu kadar çok sayıda karaktere rağmen, her bir karakter diğerlerinden çok farklı özellikler taşır.
Bu eseri 1877'de yazdığı 'Anna Karenina' izler. Bu eserde romanda kişi sayısı azaltılmış (150 kişi), ruhbilimsel çözümlemeler kullanılmış ve iç monologlara yer verilmiştir.
Bu yapıtta aileleri mutsuzluğa götürebilecek etmenleri araştırarak okuru kendini sorgulamaya sevk eder. Bu yapıtı 'İvan İlyiç'in Ölümü', 'Karanlıkların Kudreti' ve 'Usta ve İşçi' izler. 1899'da son büyük romanı 'Diriliş'i yazar.
1859, 1869 ve 1880 yıllarında yaşadığı depresyonlardan, kendi çabası ile gerçekleştirdiği toplumsal ya da kültürel etkinliklerle (çevresinde yaşayan çocuk ve erişkin köylüleri eğiterek) kurtulmayı başarabildi.
Kötülüğe karşı kaba kuvvet ve sevgisizlikle karşılık verilmesini eleştirdi, böyle davrananlar kim olursa olsun suçladı. Yaşamın amacı ve anlamını sorgulayarak, sevginin üstünlüğünü öğretmeye çalıştı.
82 yaşında bir gece evinden kaçarak, küçük bir tren istasyonundayken hastalandı ve hayata gözlerini yumdu.
Tolstoy maddi olanaklar açısından değil ama, manevi açıdan yaşadığı bu zor çocukluk döneminde, çevresinde kendisine bakım sağlayan yakınlarının olumlu etkisi nedeni ile çoğu özelliği ile güçlü bir kişi olarak karşımıza çıkar.
Zor durumdaki fakir çocukları okutmaya çalışması, fakir halkın durumunu anlayabilmek için onlar gibi yaşamaya çalışması ve depresif dönemlerine rağmen yapıtları ile insanları aydınlatmaya devam etmesi 'yüceltme' denen olumlu savunma mekanizmasıdır.
Günün diğer önemli olayları
1600: Divan şairi Baki öldü.
1915: İngiliz Harp Kabinesi, Çanakkale'yi boşaltma kararı aldı.
1917: Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği resmen kuruldu.
1918: Yıldırım Ordular Grubu kaldırıldı. Mustafa Kemal Paşa, Harbiye Nezareti emrine alındı.
1919: Mustafa Kemal, İstanbul'da toplanması kararlaştırılan Osmanlı Meclisi için Erzurum'dan milletvekili seçildi.
1920: Kurtuluş Savaşı sırasında Doğu Cephesi birlikleri Gümrü'yü işgal etti.
1962: Güney Afrika'da Nelson Mandela, ülkeyi yasadışı yollardan terk temek suçundan beş yıl hapse mahkum oldu.
1963: Toplu Sözleşme, Grev ve Lokavt Yasası'nın yürürlüğe girmesinden sonra Türkiye'de ilk grev Bursa otobüs işçileri tarafından başlatıldı.
1977: MESS, aralarında Renault'un da bulunduğu yedi fabrikada lokavt kararı aldı. Bu işyerlerinde DİSK'e bağlı Maden-İş Sendikası toplu sözleşme anlaşmazlığı nedeniyle grev kararı almıştı.
1982: 1982 Anayasası halkoyuna sunuldu.
1983: 'Middle East' dergisi, anket yoluyla Türk sanayisine yön veren 16 ismi belirledi. Listenin ilk sıralarında Vehbi Koç, Sakıp Sabancı, Halit Narin ve Nejat Eczacıbaşı yer aldı.
1988: Türkiye ve Avrupa Ekonomik Topluluğu arasındaki ticari ve iktisadi sorunların ele alınması amacıyla oluşturulan Ad-Hoc Komite, birinci toplantısını gerçekleştirdi.
1990: Türkiye Gazeteciler Sendikası, Milliyet, Tercüman ve Cumhuriyet gazetelerinde grev kararı aldı. Kararın, Türkiye Gazete Sahipleri Sendikası ile 20 ağustostan bu yana sürdürülen toplu sözleşme görüşmelerinde bir sonuç alınmaması üzerine alındığı bildirildi.
1995: Süt Endüstrisi Kurumu'na ait son beş işletmenin satışı Özelleştirme İdaresi'nce onaylandı. Böylece SEK'in bütün varlığı toplam 3.3 trilyon liraya özelleştirilmiş oldu.
2003: Hükümet, yurtdışında asker bulundurulmasını ve yabancı askerlerin altı ay süreyle Türkiye'de konuşlandırılmasına izin veren tezkerenin kullanılmasını aksıya aldı.
Tarihte bugün: 8 Kasım
Sinema sanatçısı Erol Taş 1998'de hayatını kaybetti.
40 yıl boyunca sinemaya emek veren Erol Taş, 1998'in 8 kasımında kalp yetmezliği nedeniyle Tozkoparan'daki evinde yaşama gözlerini yumdu.
Hemen hemen her filminde seyircinin ölmesini sabırsızlıkla dilediği adamın ardından kültürel bir alışkanlıkla 'rahmetli iyi adamdı' dedi sevenleri.
"En iyi kötü adamı yitirdik" başlığıyla verdi gazetler Erol taş'ın ölüm haberini. Kullanılan dil, sevilmeyen bir kişinin ölüm haberini verirken sözcüklere sinen keder tonunu hatırlattı.
Yeşilçam'ın film karakterlerini iyi ve kötü olarak ayrıştırdığı bir dönemin 'kötü karakterler' için hiç kuşkusuz en çok aranan oyuncusuydu Erol Taş.
1957'de 'Acı Günler'le başlayan sinema yaşamında hiç başrol oynayamadı. Aslında o, sinemaya başlamadan önceki kendi kişisel yaşamında da hiç asıl karakter olamamıştı.
1928'de Erzurum'un Karaköse ilçesinde doğdu. Henüz iki yaşında babasını kaybetti. Yedi çocuğuyla dul kalan annesi çocuklarını yanına alarak İstanbul'un yolunu tuttu.
Geçim sıkıntısı nedeniyle okul yaşamına devam edemedi Erol Taş. Hamallıktan, baharatçı dükkanında tezgahtarlığa kadar pek çok işte çalıştı. O dönemde iki büyük tutkusu vardı: Biri sinemaya gidip kovboy filmleri izlemek, ikincisi de boks.
Her ne kadar filmlerde Cüneyt Arkın'dan dayak yese de, boksta 1947 Türkiye ikinciliği vardı. Sinemayla da boks sayesinde tanıştı. Yaptığı bir kavgayı gören Ömer Lütfi Akad, filminde kullanacağı dayak yiyen adamı bulmuş oldu.
İlk önemli rolünü 1957 yapımı 'Acı Günler' filmindeki Çamur Şevket karakteriyle canlandırdı. O tarihten sonra da, birkaç filmi hariç, hep kötü adam oldu. Onun kötülüğü, birçok fille kazındı hafızalara.
O, iyinin karşısında yer alan kötülüğüyle öykünün kontrastını sağlıyordu. İyinin daha iyi görünebilmesi için ona gereksinim vardı. Filmlerde onun görüldüğü an, hikaye olarak çatışmanın da başladığı andı.
Bu nedenle bir senarist ve yönetmen için belki de başrol oyuncularından daha önemli bir yere sahipti. Filmin merkezinde onun kötülüğü vardı. Bu nedenle rol aldığı önemli filmlerin pek çoğunun afişlerinde hep o yer aldı.
Metin Erksan'ın Türk sinema tarihinin en iyi filmi olarak gösterilen 'Susuz Yaz' (1963) filminde oynadığı köylünün baş belası konumundaki rolüyle, Meksika Acapulco Film Festivali'nde Juri Özel Ödülü kazandı.
Film boyunca süren kötülüklerini tırnak kemirerek izleyen seyirci, onun yenilgiye uğradığı finali her seferinde büyük bir merakla bekledi. Oyunculuğu, seyircinin asıl kahramanla özdeşim kurmasını sağladı.
İyi karakter olarak oynadığı nadir filmlerden birinde, Duygu Sağıroğlu'nun 1965 yapımı 'Bitmeyen Yol' filminde, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul'un çetin yaşam koşullarına karşı savaş veren bir karakteri canlandırdı.
Tuncel Kurtiz, Fikret Hakan ve Aydemir Akbaş gibi oyuncularla birlikte rol aldığı bu filmin o ünlü sahnesinde de Erol Taş, şehrin kötülüğüne karşı birbirine kenetlenen ve endişeyle uzağa bakan taşralı arkadaşlar arasında yine merkezde yer alıyordu.
Ancak iyi karakteri canlandırdığı filmler o kadar azdır ki, onunla özdeşleşen kötülüğü izleyicinin belleklerinden silinmedi. 50'lerin ikinci yarısından, 80'lere dek orta sınıf insanları tehdit eden kötü adamları canlandırdı.
Ödülleri
İkinci Antalya Film Şenliği, 1965, 'Duvarların Ötesi', En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
İzmir Enternasyonal Fuarı Birinci Film Şenliği, 1965, 'Sahildeki Ceset', En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
Beşinci Antalya Film Şenliği, 1968, 'İnce Cumali', En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
12'nci Antalya Film Şenliği, 1975, 'Diyet', En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
16'ncı İstanbul Film Festivali, 1997, 'Diyet', Onur Ödülü
Günün diğer önemli olayları
1793: Louvre, Paris'te müze olarak açıldı. Louvre, 13'üncü yüzyılın başlarında bir kale olarak inşa edilmişti.
1912: Selanik, Yunanlılar tarafından işgal edildi.
1923: Adolf Schicklgruber (Hitler), Münih'te ilk çıkışını yaptı. Bu başarısız çıkışın ardından tutuklandı ve hapiste 'Kavgam'ı yazdı.
1938: Atatürk'ün hastalığı normal seyrinden çıkarak şiddetlendi.
1944: ABD'de Franklin Delano Roosevelt dördüncü kez başkan seçildi.
1973: Şair Faruk Nafiz Çamlıbel 75 yaşında öldü.
1979: Şair Nevzat Üstün 55 yaşında öldü.
1982: Halkoyuna sunulan 82 Anayasası yüzde 91.3 oyla kabul edildiği açıklandı.
1985: Soğukçeşme Sokağı'ndaki evlere konulan onarımı durdurma kararı kaldırıldı.
1992: Berlin'de 350 bin kişi, ırkçı şiddete karşı gösteri yaptı.
Tarihte bugün: 9 Kasım
Anatoly Karpov'u yenen Garry Kasparov, 1985'de Dünya Satranç Şampiyonu oldu.
Daha 11 yaşındayken eski Dünya Şampiyonu Mikhail Botvinnik'in "gelecek bu genç adamın ellerinde" övgülerine mazhar olan Kasparov'u dünyanın en büyük satranç ustası yapan özelliği, en yüksek beklentileri bile gerçekleştirebilmesiydi.
13 yaşında SSCB Gençler Şampiyonluğu kazanmış, 17 yaşında büyükusta ve 19 yaşındayken dünyanın en kuvvetli oyuncusu olmuştu.
Sürekli yaşından beklenmeyen başarılara imza atana Kasparov, 1985'de, daha 22 yaşındayken Anatoly Karpov'u yenerek en genç Dünya Şampiyonu oldu ve 16 yıldan uzun bir süre FIDE'nin yayınladığı listelerde sürekli bir numara olarak kaldı.
Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de doğdan Garry Kasparov'un satrançta çok küçük yaşlarda aldığı başarılarla eski Dünya Şampiyonu Botvinnik'in öğrencisi olmaya hak kazandı.
13 yaşındayken Fransa'daki 16 Yaş Altı Dünya Şampiyonası'ndan üçüncülüğü paylaşarak ilk kez SSCB dışındaki uluslararası turnuvalarda oynamaya başladı. Bu 13 yaşındaki birinin SSCB'yi ilk kez yurt dışında, dahası Batı'da temsil etmesiydi.
Kasparov, 16 yaşına geldiğinde ünü SSCB içinde ve dışında öyle yayıldı ki, girdiği her turnuvada odak noktası oluyordu. Rusya'daki ismiyle 'Garik', SSCB'de ve yurt dışında daha yaşlı ve tecrübeli oyuncuların önemli bir rakibi olarak görülüyordu.
1979'da, 16 yaşındayken, 14 büyük ustanın bulunduğu bir turnuvaya katılma şansını elde etti. Henüz FIDE rating'i çıkarmamış olmasına rağmen turnuvayı rahat kazandı ve kendini dünya şampiyonluğunun ciddi bir adayı olarak ilan etti.
21 yaşındayken, efsanevi Sovyet oyuncu Anatoly Karpov'la dünya şampiyonluğu maçı yaptı. İki oyuncu da maç boyunca çok parlak oyunlar oynadı, fakat beş ay ve 48 oyun süren maç beklenmedik bir şekilde bitti.
Dünya Satranç Federasyonu Başkanı Campomanes, maçın devamını galip oyuncu belirlenmeden iptal etti. Bir sonraki yıl maç tekrar edildi ve Kasparov, Karpov'u yenerek dünya şampiyonu oldu.
Kasparov, 1984'den 1990'a kadar Karpov'la dört kez oynadı. İptal edilen maçtan sonra, arka arkaya üç maç kazandı. 1993'te unvanını başarılı bir biçimde Nigel Short'a ve 1995'de de Hint oyuncu Viswanathan Anand'a karşı korudu.
2000 yılında Sovyet oyuncu Vladimir Kramnik'e karşı yaptığı maçı beklenmedik bir şekilde kaybetti. 1985'ten 2001'e kadar FIDE'nin yayınladığı rating listelerinde bir numara olarak kaldı.
Stil olarak eski dünya şampiyonlarından Alekhine'i örnek aldı. Canlı ve inisiyatif almaya yönelik bir oyun tarzı vardı. Ataklarında Tal'inkilerden farklı olarak Botvinnik anlayışının etkileri görülüyordu.
Kasparov satrancın okullarda ders olarak uygulanması konusunda da girişimlerde bulundu ve Kasparov Uluslararası Satranç Akedemisi'ni kurdu.
Rus ekonomisi konusunda da bir uzman olarak bilinen Kasparov, 'The Wall Street Journal'da makalesi çıkan en genç yazar oldu. 1993'te Kasparov ve Short, Profesyonel Satranç Birliği'ni kurarak satrancı herkes tarafından oynanan bir oyun haline getirmek için girişimde bulundular.
1985'den 2000'e kadar Dünya Satranç Şampiyonu olarak kalan, satrancın dahi çocuğu Garry Kasparov, profesyonel satranç kariyerine son noktayı mart ayında İspanya'nın Linares kentinde düzenlenen turnuvadan sonra koydu.
Günün diğer önemli olayları
1444: Varna Savaşı kazanıldı.
1877: Erzurum'a dayanan düşmana karşı, Topdağı Savaşı kazanılarak, tabyalara Türk Bayrağı çekildi.
1918: Almanya'da Cumhuriyet ilan edildi.
1935: Japon birlikleri Çin'de Şangay'ı işgal etti.
1936: Montreux Boğazlar Sözleşmesi resmen yürürlüğe girdi.
1938: Almanya'da Yahudi karşıtları, şiddet eylemleri başlattı. Bu olaylar tarihe Kristal Gece olarak geçti.
1938: Yayınlanan resmi tebliğlerde Atatürk'ün genel durumunun vahamete doğru gittiği açıklandı.
1960: Demokrat Parti adayı John Fitzgerald Kennedy, ABD Başkanı seçildi.
1970: Fransa Cumhurbaşkanı Charles De Gaulle öldü.
1982: Kenan Evren, 101 pare top atışıyla Cumhurbaşkanı oldu.
1989: Turgut Özal yemin ederek Cumhurbaşkanlığı görevine başladı.
1989: Berlin duvarı yıkıldı.
1990: Yazar Kerim Korcan, 72 yaşında öldü.
1991: Türkiye, Azerbaycan'ın bağımsızlığını tanıyan ilk ülke oldu.
2004: Pamukova'daki hızlı tren kazasıyla ilgili rapor açıklandı. Bağımsız Bilim Kurulu Başkanı Prof.Dr. Sıddık Yarman, kazaya karışan katarın bölgede saatte 80 kilometre olan hız limitine uymadığının belirlendiğini bildirdi.
Tarihte bugün: 10 Kasım
Türkiye Cuhuriyeti'nin kurucusu ve büyük önderi Mustafa Kemal Atatürk, 1938 yılında bugün hayata veda etmişti.
1881'de Selanik'de doğan ve 10 kasım 1938'de İstanbul'da hayata gözlerini yuman Atatürk öldüğünde dünya da Türkiye ile birlikte ağlamıştı.
İşte dünya basınının ve dünya liderlerinin Atatürk hakkında söyledikleri...
John F. Kennedy (ABD Başkanı, 10 kasım 1963): "Atatürk bu yüzyılın büyük insanlarından birinin tarihi başarılarını, Türk halkına ilham veren liderliğini, modern dünyanın ileri görüşlü anlayışını ve bir askeri lider olarak kudret ve yüksek cesaretini hatırlatmaktadır. Çöküntü halinde bulunan bir imparatorluktan özgür Türkiye'nin doğması, yeni Türkiye'nin özgürlük ve bağımsızlığını şerefli bir şekilde ilan etmesi ve o zamandan beri koruması, Atatürk'ün Türk halkının işidir. Şüphesiz ki, Türkiye'de giriştiği derin ve geniş inkilaplar kadar bir kitlenin kendisine olan güvenini daha başarı ile gösteren bir örnek yoktur."
Franklin Roosvelt (ABD Başkanı): "Benim üzüntüm, bu adamla tanışmak hususundaki şiddetli arzumun gerçekleşmesine artık imkan kalmamış olmasıdır."
General McArthur (ABD Genelkurmay Başkanı): "Asker ve devlet adamı, çağımızın en büyük liderlerinden biriydi. Kendisi, Türkiye'nin, dünyanın en ileri memleketleri arasında hak ettiği yeri almasını sağlamıştır. Keza o, Türklere, bir milletin büyüklüğünün temel taşını teşkil eden, kendine güvenme ve dayanma duygusunu vermiştir."
Chicago Tribune (ABD): "Dünya sahnesinden tarihin en dikkatli, çekici adamlarından biri geçti."
The New York Times (ABD): "Savaş sonrası döneminin en yetenekli liderlerinden biri."
Almanya Resmi Haber Ajansı: "Almanya, Atatürk'ün eserine ve mücadelesine hayrandır. Onda, tarihi eseri, özgürlüğü seven bütün milletler için bir sembol olarak kalacak kudretli bir kişilik görmektedir."
Profesör Herbert Melzig (Alman tarihçi): "Istırap çeken dünyada barış ve esenliği yeniden kurmak ve insanlığın yalnız maddi değil, manevi gelişmesini sağlamak isteyenler Atatürk'ün iman verici ve yön göstericiliğinden örnek ve kuvvet alsınlar."
Profesör Maurice Baumant (Fransız tarihçi): "Osmanlı İmparatorluğu bir hayal gibi ortadan silinirken, milli bir Türk devletinin kuruluşu, bu çağın en şaşırtıcı başarılarından birisidir. Mustafa Kemal, yüce bir eser ortaya koymuştur. Atatürk'ün parlak başarısı bütün sömürgeler için bir örnek olmuştur."
Claude Farrer (Fransız yazar): "Karşımdaki bu büyük adamda, keşfettiğim bu büyük meçhulde maharet ve karakter o kadar iyi işlenmişti ki, sözlerinde hiçbir şüphe aranamazdı."
Pierre Dominique (Fransız gazeteci): "Bugünün Türkleri, yüzyıllar önce Avrupa'yı titreten canlı millet durumuna erişmiştir. Ve bu aksam o büyük ulunun başında bekleyen Türkiye, güçlü ve dipdiri Türkiye'dir."
Albert LeBrun (Fransa Cumhurbaşkanı): "Akıllı ve barışçı yöntemlerle gerçekleştirdiği eseri halkların tarihinde izlerini bırakacaktır."
Paris-Soir (Fransa): "Sırasıyla ihtilalci ve asi, sonradan muzaffer bir kumandan olan 'Türklerin babası' Yeni Türkiye'yi yarattı, sultanları kovdu, kadınlara hürriyet verdi fesi kaldırdı, ülkesinde radikal bir inkilap yaptı."
Charles De Gaulle (Fransa Cumhurbaşkanı): "Türkiye tarihi, bugün her zamandan çok Batı ve Avrupa tarihinden ayrılmaz bir haldedir. Ve Atatürk'ün bu yöndeki gayretleri sonuçsuz kalmamıştır. Memleketlerimiz arasındaki yüzyılları aşan dostluk, bu gelişmenin temel öğelerinden biridir."
The Fortnightly (İngiltere): "Savaş sonrasının en ileri gelen devlet adamlarından biri. Kendi başına bir klas oluşturuyordu ve hemen her açıdan tekti."
The Observer (İngiltere): "Çağımızda hiçbir isim Atatürk'ün adı kadar büyük saygı yaratmamıştır."
The Sunday Times (İngiltere): "İngiltere önce, cesur ve asil bir düşman, sonra da sadık bir dost olarak tanıdığı büyük adamı selamlamaktadır."
The Times (İngiltere): "O, Türkiye'nin önceki kuşaklarından hiçbirine nasip olmayan özgürlük ve güven dolu bir hayat sağladı. Başarıları, Türkiye'nin Avrupa devleti olmasını sağladı, yakın doğunun tarihini değiştirdi."
Winston Churchill (İngiltere Başbakanı): "Savaşta Türkiye'yi kurtaran, savaştan sonra da Türk milletini yeniden dirilten Atatürk'ün ölümü, yalnız yurdu için değil, Avrupa için de büyük kayıptır. Her sınıf halkın onun ardından döktükleri içten gözyaşları bu büyük kahraman ve modern Türkiye'nin Ata'sına değer bir görünümden başka bir şey değildir."
Daily Telegraph (İngiltere): "Atatürk, Türk Milleti'nin ruhunda Türk Bayrağı gibi dalgalanan bir baştı."
Emanullah Han (Afganistan Kralı): "O büyük insan yalnız Türkiye için değil, bütün doğu milletleri için de en büyük önderdi."
Libre Belgique (Belçika): "Milletine bu kadar az zamanda bu ölçüde hizmet edebilen tek devlet adamı Atatürk'tür."
Ma Shao-Cheng (Çinli yazar): "Mustafa Kemal yeni Türkiye'nin kalbidir. Eski, yıpranmış bir toplumdan yepyeni, güçlü bir millet yaratmış, eşsiz kişiliğiyle kendini herkese saydırmış, enerjisiyle herkesi kendine inandırmıştır."
National Tidence (Danimarka): "Atatürk, şahsiyet ve yeteneğin dev gibi bir simgesiydi. O, 20'nci yüzyılın en görkemli olayını yaratan adamdı."
Hufvud Stadbladet (Finlandiya): "Atatürk, olağanüstü nitelikte bir devlet adamı, savaş sonrası dünya tarihinin en önemli simalarından biriydi."
Tahran (İran): "Atatürk gibi insanlar bir nesil için doğmadıkları gibi belli bir devre için de doğmazlar. Onlar önderlikleriyle yüzyıllarca milletlerin tarihinde hüküm sürecek insanlardır."
Iran (İran): "Atatürk yalnız kahraman milletinin büyük bir şefi olmakla kalmamıştır. O, aynı zamanda insanlığın da en büyük evladı olmuştur."
Ben Gurion (İsrail Başbakanı, 10 kasım 1963): "Mustafa Kemal Atatürk, kuşkusuz 20'nci yüzyılda dünya savaşından önce yetişen en büyük devlet adamlarından biri, hiçbir millete nasip olmayan cesur ve büyük bir inkilapcı olmuştur."
Nya Dagligt (İsveç): "O olmasaydı modern Türkiye olmazdı. Onun sayesinde Türkler, onun olağanüstü eserini izleyebilecekler ve zaten dünyaca pek yüksek olan onurlarını daha fazla yükseltebileceklerdir."
Perrone Di San Martino (İtalyan yazar): "Üstün iradesi, tükenmez cesareti ve eşsiz sezişi ile hasımlarını dize getirdi. Fazilet ve ciddiyeti, üç yılda memleketine yalnız askeri değil, aynı zamanda tam ve doyurucu bir siyasi zafer kazandırdı."
Tribuna (İtalya): "Atatürk'ün ölümü ile Yakın Doğu'nun gelişmesine birinci derecede etken olan son derece kuvvetli bir şahsiyet kaybolmuştur."
Japan Times (Japonya): "Şaşırtıcı ve çekici bir kişi. Asker olarak büyük, fakat devlet adamı olarak daha büyük."
The Japan Chronicle (Japonya): "Yüzyıldan beri Küçük Asya'nın çıkardığı en büyük lider."
Profesör Zaajti Franes (Macar tarihçi): "Türkiye'yi bir arı kovanına ve bütün Türkleri de bal aramağa çıkmış çalışkan arılara benzetiyorum. Nasıl arılar beylerinin etrafında toplanıp çalışırlarsa bütün Türk milleti bu gün büyük dahi Mustafa Kemal etrafında toplanmışlardır."
Egyptian (Mısır): "Çağının, belki de tüm tarihin en olağanüstü kişilerinden biri."
Eyüp Han (Pakistan Cumhurbaşkanı): "Kemal Atatürk, yalnız bu yüzyılın en büyük adamlarından biri değildir. Biz Pakistan'da, onu geçmiş bütün çağların en büyük adamlarından biri olarak görüyoruz. Askeri bir deha, doğuştan bir lider ve büyük bir yurtsever."
Gazeta Polska (Polonya): "Onun yaratıcı ruhunun ve ateşli yurtseverliğinin harekete geçmemiş olduğu hiçbir alan yoktur."
Kalinin (Sovyetler Birliği Başbakanı): "Şöhreti bütün cihana yayılmış olan tecrübeli başkanın yönetimi herkesin sevgi ve saygısını çeken büyük Türk milletinin milli bağımsızlığını devamlı bir başarı ile kuvvetlendirmiş ve yeni milli yapısını yaratmıştır."
Katimerini (Yunanistan): "Türkiye, dost ve düşmanlarının hayran olduğu bir adama, malik bulunmak bahtiyarlığına erişmiştir."
Günün diğer önemli olayları
1483: Protestan reformunun lideri Martin Luther doğdu.
1922: VI. Mehmet Vahdettin, son selamlık törenine katıldı.
1924: Halk Fırkası, Cumhuriyet Halk Fırkası adını aldı.
1953: Atatürk'ün naaşı, görkemli bir törenle Anıtkabir'e nakledildi.
1979: Yayıncı İlhan Erdost, Mamak Askeri Cezaevi'nde, dayak sonucu öldü.
1988: Atatürk, ölümünün 50'nci yılında ilk kez yas tutulmadan anıldı.
1989: Bulgaristan Devlet Başkanı Tudor Jivkov, istifa etmek zorunda kaldı.
1992: Türkiye'nin ilk cep denizaltısı dalışını Bodrum'da gerçekleştirdi.
1996: Ankara'da on binlerce kişi, 'şeriata geçit yok' pankartı altında Anıtkabir'e yürüyerek, Ata'nın manevi huzurunda saygı duruşunda bulundu. Anıtkabir'i, 10 kasımda 1 milyon kişi ziyaret etti.
Tarihte bugün: 11 Kasım
Klasik edebiyatın en önemli yazarları arasında gösterilen Rus romancı Fyodor Mihayloviç Dostoyevski 1821'de doğdu.
Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, 11 kasım 1821'de Moskova'da doğdu, 9 şubat 1881'de Petersburg'da öldü. Annesini ve babasını küçük yaşta kaybetti.
İlk yazılarıyla adını duyurmaya başlamışken genç liberallere katılmasıyla yaşamının akışı değişti. Tutuklandı ve sekiz ay hücrede kaldıktan sonra ölüm cezasına çarptırıldı. İnfaza birkaç saat kala cezası dört yıllık Sibirya sürgününe çevrildi.
Sürgünden sonra yeniden St. Petersburg'a dönme izni elde etti. Bu koşullar altında yeniden yazmaya başladı. Yazdıklarıyla Çar II. Aleksandr'ı bile etkiledi. Yapıtlarının ses getirmesine karşın, Dostoyevski paraya kavuşamamıştı.
Bundan sonra özel yaşamında büyük sıkıntılar yaşadı. Sürgünden sonra sara nöbetlerinden de bir türlü kurtulamadı. Ancak 'Karamazov Kardeşler', 'Ecinniler', 'Suç ve Ceza' gibi en ünlü yapıtlarını da bu dönemde kaleme aldı.
1881'de öldüğünde, Rusya bu eski mahkum için, görülmemiş bir cenaze töreni düzenledi. Dostoyevski'nin sanatçılığı, dahi bir psikoloğun yüksek becerisini, bir düşünürün derin düşünselliğini ve bir gazete yazarının büyük coşkusunu bir arada içerir.
Anlatı yapıtları, birçok yeni edebi anlatım araçlarını kapsar. Özellikle romanlarındaki çoksesli tipler, gerçekçi roman tarzının zenginleşmesine yol açmıştır.
En önemli yapıtlarından 'Suç ve Ceza'da, bir cinayet etrafında kurar metnini Dostoyevski. Ne var ki, cinayet bir 'oyun' ya da basit bir heyecan unsuru değildir. Daha açık bir biçimde söylemek gerekirse yazar, öldürme eylemini amaca dönüştürmez.
'Suç ve Ceza'nın Raskolnikov'u yazarın ahlaki bir sorgulama yapmak için cinayete ittiği karakterlerdir. Fakir bir genç olan Raskolnikov, Hukuk Fakültesi'ni yarıda bırakmıştır. Avrupa kaynaklı siyasi ve felsefi düşüncelerin etkisi altındadır.
Güçlü ve güçsüz insanlar karşıtlığında, kendi yerini tespit edebilmek amacıyla, zaten borçlu olduğu tefeci bir kadını kurban olarak seçer. Ancak kararını uygularken pek de rahat değildir Raskolnikov.
"Kollarına müthiş bir dermansızlık gelmişti. Kollarının her geçen saniye gittikçe uyuşarak ağırlaştığını kendisi de fark ediyordu. Baltayı bırakıp düşürmekten korkuyordu... Ne yaptığının farkında olmadan, hemen hemen kendini zorlamadan, sanki bir makine gibi, baltanın tersini kadının kafasına müzikdi. Bu sırada neredeyse dermansız gibiydi. Ama baltayı müzikir müzikmez gücü yerine geldi" cümleleriyle canlandırılan suç sahnesi, 350 sayfalık romanın 140'ıncı sayfasında cereyan eder.
Artık işin ceza kısmına gelmiştir Dostoyevski. Kimsenin kendini görmediğini ve geride bir iz kalmadığını bildiği halde, Raskolnikov müthiş bir tedirginlik içine düşer. İnsanlığını, masumiyetini yitirmiştir.
Ceza, yalnız kendisine verilmemiştir, ailesi de etkilenir Raskolnikov'un günahından. Katilin cinayet mahalline dönmesi kuralına uygun olarak, yakalanmayı ve rahatlamayı, arınmayı isteyen genç adam, öldürdüğü tefeci kadının evine gelir, komiserle tanışır ve soruşturmanın baş şüphelisi olur.
Komiser Porfiry Petroviç, zeki bir adamdır ve katil olduğunu anlamıştır Raskolnikov'un. Ama ona bir fırsat tanımak, itiraf ederek ruhunu yüceltmesini sağlamak ister. Ailesi tarafından hayat kadınıliğe zorlanan temiz kalpli Sonia'ya suçunu ve aşkını itiraf eden Roskolnikov, nihayet huzura kavuşur ve teslim olur.
Sibirya'ya sürgün edilen Raskolnikov, yanında Sonia ile birlikte yola çıkarken henüz pişman olmamış, ruhu tam anlamıyla temizlenmemiştir.
"Ama burada, yeni bir hikaye, bir adamın derece derece yenileşmesinin, yavaş yavaş yeniden hayat buluşunun, bir dünyadan bir başka dünyaya geçişinin, şu ana kadar hiç bilmediği yeni bir gerçekle tanışmasının hikayesi başlıyor" diye bitirir romanı Dostoyevski.
Hakkında ciltler dolusu inceleme ve biyografi kitabı yazılan Dostoyevski'yi kısa bir yazı içerisine sığdırmak söz konusu olamayacağı gibi, sadece 'Suç ve Ceza'daki felsefi ve ahlaki motifleri tartışmak bile sayfalar tutar.
Öte yandan, Ferud'ün psikanaliz çalışmalarını da etkilemiştir Dostoyevski ve 'Suç ve Ceza'. Freud, ilkel benlik, ego ve süper ego üçlüsünün 'Suç ve Ceza'da eksiksiz olarak yer aldığı vurgular.
Raskolnikov'un ilkel benliği, ona tefeci kadını öldürmesini ve parasını çalmasını emreder. Bu eylemin muhakemesi ego sürecinde olur ve süper egosu Roskolnikov'u suçluluk duyguları içerisinde kıvrandırır.
Günün diğer önemli olayları
1914: Osmanlı Devleti, Birinci Dünya Savaşı'nda İtilaf Devletleri'ne savaş ilan etti.
1918: Almanya ile Müttefikler, Birinci Dünya Savaşı'nı bitiren anlaşmayı imzaladı.
1938: TBMM, İsmet İnönü'yü oybirliğiyle Cumhurbaşkanı seçti.
1942: Varlık Vergisi'ne ilişkin yasa TBMM'de kabul edildi.
1944: Türkiye'nin Washington Büyükelçisi Münir Ertegün öldü.
1973: İsrail ile Mısır ateşkes imzaladı.
1975: Türkiye Kalkınma Bankası kuruldu.
1976: Türkiye ile Sovyetler Birliği arasında 10 yıl süreyle elektrik alışverişini düzenleyen anlaşma imzalandı.
1986: Yazar Fahri Erdinç 69 yaşında öldü.
1997: Milli Piyango İdaresi Genel Müdürlüğü, şans oyunu Sayısal Loto'yu başlattı.
2004: Filistin lideri Yaser Arafat, Paris yakınlarındaki bir askeri hastanede vefat etti. Arafat'ın cenazesi, 12 kasımda Kahire'de düzenlenen törenden sonra Ramallah'ta toprağa verildi.
Tarihte bugün: 12 Kasım
Bolu, Düzce ve Kaynaşlı'da 1999'da meydana gelen 7.2 büyüklüğündeki depremde 894 kişi öldü, 4 bin 948 kişi yaralandı.
Merkez üssü Düzce olan 7.2 büyüklüğündeki deprem, cuma günü saat 18.57'de meydana geldi. Bolu, Düzce ve Kaynaşlı'da büyük yıkıma yol açtı. 30 saniye süreyle etkili olan deprem, pekçok çevre ilde de hissedildi.
Kriz Yönetim Merkezi'nin verilerine göre ölü sayısı 894, yaralı sayısı 4 bin 948'di. Hasar gören ve derhal yıkılması gereken bina sayısı 3 bin 395, yıkık ya da ağır hasarlı ev sayısı 12 bin 939, işyeri sayısı ise 2 bin 450 olarak belirlendi.
Düzce Depremi, Düzce fayının hareketi sonucu oluşmuştu. 73 kilometre uzunluğunda olan bu fayın 30 kilometrelik batı bölümü 17 ağustos depreminde kırılmıştı. 12 kasım depremi ise fayın 43 kilometre uzunluğundaki doğu bölümünün kırılmasıyla oldu.
Deprem, 17 ağustos 1999'da gerçekleşen Gölcük Depremi'ne neden olan Kuzey Anadolu Fayı'ın kuzey kolunu oluşturan fayların en doğusunda bulunan segmenti üzerinde gerçekleşmişti.
Deprem kırığının doğu bölümünü sağ yönlü doğrultu atımlı, Efteni Gölü bölümü ise oblik faylanma mekanizmasını yansıtır. Kırık üzerinde ölçülebilen maksimum yatay atım 410 santimetre, dikey atım ise 300 santimetre dolayındaydı.
MTA ve Ankara Üniversitesi tarafından hazırlanan 17 Ağustos Depremi Sonrası Düzce Alternatif Yerleşim Alanlarının Jeolojik İncelemesi adlı raporda, Adapazarı-Düzce arasında deprem riski artan faylar olarak Düzce fayının doğu bölümü ve Hendek arasında deprem riski artan faylar olarak Düzce fayının doğu bölümü ve Hendek fayı öngörülmüştü. 12 kasım depremi ile Düzce fayındaki beklenti gerçekleşmemişti.
En fazla can kaybı ve yapısal hasar, deprem kırığı üzerinde bulunan yerleşmeler ile Düzce kentinde meydana gelmişti. Gölyaka-Kaynaşlı hattındaki yapı hasarlarının çoğunluğu, deprem fayının parçalaması sonucunda, Düzce kentindeki hasar ise zayıf zemin özelliklerine bağlı olarak gerçekleşmişti.
Günün diğer önemli olayları
1799: İlk meteor yağmuru kaydedildi.
1840: 'Düşünen Adam' heykeli ile tanınan heykeltıraş Auguste Rodin, Paris'te doğdu.
1877: Gazi Osman Paşa, Plevne'de teslim olmayacağını bildirdi.
1900: Uluslararası Paris Sergisi'ni 50 milyon kişi gezdi.
1923: Adolf Hitler tutuklandı.
1927: Sovyetler Birliği'nde Troçki, Komünist Parti'den çıkarıldı, Stalin başa geçti.
1929: Yeni harflerle basılan ilk Türk posta pulları kullanıma girdi.
1934: Türkiye'de ilk kez bir kadın, belediye başkan yardımcısı oldu. Bursa Belediye Meclisi, Zehra Hanım'ı Başkan Yardımcılığı'na seçti.
1943: Gazeteci Yazar Sadri Ertem 45 yaşında öldü.
1967: Türk Hükümeti'nin, 31 ekimde gizlice girdiği Kıbrıs'ta Rumların tutukladığı Türk toplumu lideri Rauf Denktaş'ın serbest bırakılmasını Kıbrıs Hükümeti'nden istemesi sonrasında, Denktaş serbest bırakıldı.
1995: Sait Halim Paşa Konağı tamamen yandı.
1997: 'AB-212' tipi Türk helikopteri, NATO Akdeniz Daimi Deniz Kuvveti'ne bağlı gemilerin müşterek eğitimleri sırasında Rodos Adası açıklarında düştü, üç asker öldü.
2003: TÜBİTAK Bilgi Teknolojileri ve Elektronik Araştırma Enstitüsü (BİLTEN) tarafından teknoloji transferi yöntemiyle üretilerek uzaya gönderilen BİLSAT uydusu görüntü göndermeye başladı.
2003: Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin barış zamanı idam cezasının kaldırılmasını öngören altıncı protokolünü onayladı.
2004: Arafat'ın ölümünün ardından Mahmud Abbas Filistin Kurtuluş Örgütü lideri oldu.
Tarihte bugün: 13 Kasım
Pop müziğin Süperstar'ı Ajda Pekkan, 1977'de Yedinci Dünya Popüler Şarkı Yarışması'nda iki altın kazandı.
Şarkıcı Ayşe Ajda Pekkan, 12 şubat 1941'de İstanbul'da doğdu. 1965 yılında 'Ses' dergisinin kapak kızı seçilen Ajda Pekkan, aynı yıl sinema filmlerinde rol almaya başladı.
Genelikle komedi ya da hafif melodram filmlerinde yer aldı. Ayhan Işık'la başrolü paylaştığı 'Şıpsevdi', Vahi Öz'le oynadığı 'Kart Horoz' filmleri ile tanındı.
Müzik kariyeri sinema kariyerinden çok daha önce başlayan Ajda Pekkan, 1961 yılında ilk taş plağını doldurdu ve Türk müziğinde Batı tarzı pop müzik şarkıları söyleyen ilk şarkıcılardan biri oldu.
İlk başlarda İtalyanca, Fransızca, İngilizce ve İspanyolca parçalar seslendiren Ajda, daha sonraları bu parçaların çok başarılı Türkçe versiyonları ile gönüllerde taht kurdu.
Fecri Ebcioğlu, Sezen Cumhur, Ülkü Aker ve Fikret Şenes'in yazdığı 'İki Yabancı', 'Kimler Geldi Kimler Geçti', 'Uykusuz Her Gece', 'Bir Günah Gibi', 'Dönme Dolap', 'Bambaşka Biri', 'Haykıracak Nefesim Kalmasa Bile' gibi parçalarla 20 yıl geçirdi.
1980'de Şanar Yurdatapan bestesi 'Petrol' ile Hollanda'nın Lahey kentindeki Eurovision Şarkı Yarışması'nda Türkiye'yi temsil etti. Sadece 23 puanla 15'inci olunca kariyeri oldukça önemli bir yara aldı.
Çabuk toparlanan Ajda Pekkan, bir 10 yıl daha Türkçe sözlü yabancı parçalar seslendirdikten sonra Şehrazat'ın 1990'da kendisi için yazdığı 'Yaz Yaz Yaz' adlı orijinal Türkçe parçayla yerli bestecilerin şarkılarını seslendirme dönemine girdi.
Genellikle Şehrazat şarkıları ile ilgi toplayan Ajda Pekkan, son olarak 2003 yılında yine Şehrazat'ın 'Sen İste' adlı parçasının single'ını çıkardı.
Günün diğer önemli olayları
1805: Napolyon Bonapart komutasındaki Fransız ordusu, Viyana'ya girdi.
1885: Sırp-Bulgar Savaşı başladı.
1907: Paul Corno ilk helikopter uçuşunu başardı.
1914: Caresse Crosby tarafından geliştirilen sutyenin patenti alındı.
1918: Birinci Dünya Savaşı sonunda; Atatürk'ün, "geldikleri gibi giderler" dediği İtilaf Devletleri Donanması, İstanbul Boğazı'na demirledi.
1920: Milletler Cemiyeti'nin Cenevre'deki açılışına 41 ülkeden 5 bin temsilci katıldı.
1945: De Gaulle, Fransa Cumhurbaşkanı seçildi.
1960: Milli Birlik Komitesi'nin 14 üyesi, komiteden atıldı. Bu kişiler yurtdışına gönderildi.
1970: Suriye'de, Hafız Esad darbe yaptı.
1976: BM Genel Kurulu, Kıbrıs'taki bütün yabancı askerlerin çekilmesini ve mültecilerin yerlerine dönmesini öngören tasarıyı kabul etti.
1983: Yüksek Seçim Kurulu, 12 eylül 1980'den sonra yapılan ilk seçimin kesin sonuçlarını açıkladı. ANAP 211, HP 117, MDP 71 milletvekili çıkardı.
1985: Kolombiya'da Nevado del Ruiz yanardağı patladı. 20 binden fazla kişi öldü.
1994: Ressam Nedim Günsur 70 yaşında öldü.
Tarihte bugün: 14 Kasım
Türk şiirinde Garip akımının kurucusu şair Orhan Veli Kanık 1950'de hayata veda etti.
13 nisan 1914'te İstanbul'da doğdu. Galatasaray Lisesi'nde başladığı öğrenimini Ankara'da sürdürdü, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne devam etti (1932-36). Ankara PTT Genel Müdürlüğü'nde memur olarak görev yaptı.
Askerlik görevini tamamladıktan sonra MEB Tercüme Bürosu'nda çalışmaya başladı (1945). Daha sonra 'kurumda anti-demokratik bir hava esmeye başladığını' söyleyerek görevinden istifa etti (1947).
İlk yazıları lise yıllarında çıkardığı 'Sesimiz' adlı okul dergisinde, daha sonraki şiir ve şiir yazıları 'İnsan', 'Ses', 'Gençlik', 'Küllük', 'İnkılapçı Gençlik' dergilerinde yayımlandı.
1947 yılından itibaren çeviriye ağırlık veren Orhan Veli, Mehmet Ali Aybar'ın çıkardığı 'Hür' ve 'Zincirli Hürriyet' adlı gazetelerde eleştiriler, 'Ulus'ta 'Yolcu Notları' başlıklı yazılar yayımladı.
1941'de liseden arkadaşları Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday ile birlikte 'Garip' adlı şiir kitabını çıkararak Türk şiirinde yenileşme hareketini başlattı.
1 ocak 1949 tarihinden itibaren 15 günde bir yayımlanan 'Yaprak' dergisini çıkarmaya başladı. 15 haziran 1950'ye kadar yayımlanan bu dergiyi parasal güçlükler nedeniyle yayımlayamaz olunca Ankara'dan ayrılıp, İstanbul'a döndü.
14 kasım 1950'de İstanbul'da öldü. Şiirlerinden yapılan seçmeler İngilizce, Fransızca, Rusça, Yunanca gibi çeşitli dillere çevrildi.
Yapıtları
Orhan Veli Kanık
Şiirlerinden örnekler...
Şiir: Garip (1941), Vazgeçemediğim (1945), Destan Gibi (1946), Yenisi (1947), Karşı (1949), Bütün Şiirleri (1951)
Düzyazı: Nesir Yazıları (1953), Edebiyat Dünyamız (1975); (manzum hikâye) Nasrettin Hoca Hikâyeleri (1949)
Derleme: Fransız Şiiri Antolojisi (1947)
Çeviri: A.de Musset'den Bir Kapı ya Açık Durmalı ya Kapalı (O. Rifat ile, 1943), Barberine (1944), Moliere'den Scapin'in Dolapları (1944), Sicilyalı yahut Resimli Muhabbet (1944), Tartuffe (1944), Versailles Tulûatı (1944), Gogol'den Üç Hikaye (Erol Güney ile, 1945), A. R. Lesage'dan Turcaret (1946), La Fontaine'in Masalları (1948), Shake-speare'den Hamlet ve Venedikli Tüccar (Ş. Erdeniz ile, 1949), Batıdan Şiirler (O. Rifat ve M. Cevdet ile, 1953), J. Anouilh'den Antigone (1955), J. P. Sartre'dan Saygılı Yosma (1961), Bütün Çeviri Şiirleri (1982), Turgenyev'den El Kapısında (1994)
Soldan sağa: Orhan Veli, Şinasi, Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday
Melih Cevdet Anday'ın gözüyle Orhan Veli
Orhan Veli Kanık'ı bu dünyada anlatabilecek en iyi kişilerden biri Melih Cevdet Anday'dır herhalde. Melih Cevdet'in 'Orhan Veli İçin...' başlıklı aşağıdaki yazısı 17 kasım 1995'te Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmıştı...
Orhan Veli İçin...
Orhan Veli Kanık öleli kırk beş yıl olmuş. Nasıl olur! İnanasım gelmiyor. Demek beş yıl sonra onun için "Geçen yüzyılda yaşadı" diyecekler. Oysa benim için "geçen yüzyıl" on dokuzuncu yüzyıldır, hep öyle kalacak. Ben yirmi birinci yüzyıla girmek isteyemem. Orhan Veli, rakısına çok değer verirdi; Nazım Hikmet için açlık grevine girdiğimiz günlerde, avare avare dolaşırken bana demişti ki, "Rakı yok, meze yok, dolaş babam dolaş". Bir gün de Oktay Rifat, çok içtiği için Orhan Veli'yi uyaracak olmuş, "Böyle içersen, sonra kadınla yatamazsın" demiş; Orhan da elindeki kadehi göstererek, "Ya bu daha güzelse?" diye yanıtlamış onu. Orhan Veli bir şiirinde "Ölünce biz de iyi adam oluruz" demişti, (ağlamak geliyor içimden), iyi adamdı oysa. Anlamıyor değilim, ölüleri, iyi olsun kötü olsun, hayırla anma geleneğini şakaya almaktı niyeti böyle söylerken. Ama şundan içim rahat ki, yaşarken sevildi, hayranlık gördü, övüldü. Ama oralı olmadı, hiç övünmeğe girmedi. Orhan Veli çok duyguluydu, ama duygusal görünmekten hoşlanmazdı. Bütün arkadaşlığımız süresince ondan aldığım başlıca izlenim budur: kendini ele vermem*k ve işi şakaya vurmak. Bütün zengin ruhlar böyledir; şaka, bu zenginlikten övünmem*nin başlıca umarlarından biridir. Bu söylediklerimi, onun şiiri de kanıtlıyor bize. Demek istiyorum ki, Orhan Veli'nin şiirine bu açıdan bakmak bize aydınlık getirecektir. Büyük Fransız şairi Paul Valery, hiçbir şiirinde kendini vermediğini, yalnız "Deniz Mezarlığı"nda kendini biraz kaçırdığını söylemişti. Orhan Veli ise, kendini biraz kaçırdığı şiirlerinde bile işi alaya vurur. Orhan Veli, şiirlerinin arkasına gizlenir. Orhan Veli'nin çoğu şiirinde kendi konuşmayıp başkalarını konuşturması bunun göstergesidir. Gerçekten de, bu büyük şairimiz, çeşitli halk kesimlerinden seçtiği kişileri, kendi ağızları, kendi deyimleri ve kendi deyişleriyle konuşturur şiirlerinde; ya da kendisi onların ağızlarından konuşur. Şu şiirine bakalım : Alnımdaki bıçak yarası senin yüzünden. Tabakam senin yadigarın. İki elin kanda olsa gel diyor telgrafın. Seni nasıl unuturum ben vesikalı yarim. Orhan Veli'nin alnında bıçak yarası yoktu, tabakası da, vesikalı yari de. Onun, Bir elinde cımbız, Bir elinde ayna Umurumda mı dünya! dizeleri ise bir mahalle kızının ruh durumunu yansıtır; şurası önemli ki, o kızı küçümsemeden, dahası bize sevdirerek. Nereye gelmek istiyorum, Orhan Veli dramatik bir şairdir. Şimdi okurlarım beni bağışlasınlar, "dramatik" sözcüğü ile ne demek istediğimi anlatmaya girişeyim. Şiirin üç türü vardır: Epik şiir, dramatik şiir, lirik şiir. Bunlardan ilki için en büyük örnek Homeros'tur. Homeros, şiirlerinde hem kendi konuşur hem de kahramanlarını konuşturur. O iki destan da böyle yazılmıştır. Dramatik şiir ise, şairin konuşmadığı, sadece kişilerini konuşturduğu şiir türüdür. Tiyatro bu demektir. Büyük şair Sofokles'i buna örnek verelim. Lirik şiir ise, şairin kendi konuştuğu, duygularını, düşlerini anlattığı şiirdir. Bunun antik çağdaki temsilcisi Safo'dur. Orhan Veli, bu üç türden daha çok ikinci türde değerlendirilecek bir şairdir. Öyle ki lirik olduğunu sandığımız (gerçekte öyle olduğu) şiirlerinde bile yalan söylemekten hoşlanır. "Ben böyle mi olacaktım" adlı şiirini, aşık olduğu günlerde yazmıştı. Ama o şiirindeki, Çok sevdiğim salatayı bile aramaz mı olacaktım dizeleri düpedüz yalandır. Çünkü Orhan Veli salatayı hiç sevmezdi, yemezdi. Görüyor musunuz, burada da kendini saklıyor. Orhan Veli, bizim şiirimizin eşi bulunmaz dramatik şairidir. Onu Homeros'la değil, Safo ile değil, Sofokles'le ölçelim. Orhan Veli klasik bir şairdir.
'Garip' savunması
Orhan Veli, Melih Cevdet Anday ve Oktay Rifat'ın Türk şiirine getirdiği yeni soluk, ilk etapta eski usulü savunan şairler tarafından büyük bir tepkiyle karşılanmıştı. Bu şairlerden biri de Yusuf Ziya Ortaç'tı. Ortaç'ın 'Akbaba' dergisinde Garip akımına yönelik yazdığı yazıya Orhan Veli'nin verdiği 'El Cevap' unutulmazdır...
"Vezin gitti, kafiye gitti, mana gitti. Türk şiirinin berceste mısraı diye 'Yazık Oldu Süleyman Efendiye' rezaletini alkışladılar. Sanatın darülacezesiyle tımarhanesi el ele verdi, birkaç mecmuanın sahifesinde saltanat kurdular. Ey Türk gençliği! Sizi bu hayasızların suratına tükürmeye davet ediyorum..."
Yusuf Ziya Ortaç, 28 mart 1940, Akbaba
El Cevap
"Edebiyat tarihinde her yeni cereyan şiire yeni bir hudut getirdi. Bu hududu azami derecede genişletmek, daha doğrusu, şiiri huduttan kurtarmak bize nasip oldu...
Oktay Rifat, bir mektubunda bu fikri mektep mefhumu üzerinde izaha çalışıyor. Diyor ki: "Mektep fikri; zaman içinde bir fasılayı, bir duruşu temsil ediyor. Sürat ve harekete mugayir. Hayatın akışına uyan, dialectique zihniyete aykırı düşmeyen cereyan sadece mektepsizlik cereyanı."
Fakat hudutsuzluk yahut mektepsizlik vasfı şiirde tek başına, ayrı bir şekilde bulunabilir mi? Şüphesiz hayır. Bu vasfın insana birçok yeni sahalar keşfettireceğini, şiiri bir çok ganimetlerle zenginleştireceğini tabii addetmeli. Bizim, kendi hesabımıza, bu hudut genişletme işinde ele geçirdiğimiz ganimetlerin başlıcaları arasında saflıkla basitlik var. Şiirlik güzeli bunlardan çıkarma arzusu, bizi şiirin en büyük hazinesi olan, insan hayatının bütün safhalarında kurcalayan bir alemle yakından temasa sevkediyor..."
Orhan Veli
Günün diğer önemli olayları
1900: Dr. Karl Land Steiner, üç ayrı kan grubunu belirledi.
1913: İkinci Balkan Savaşı'ndan sonra, Yunanistan ile Osmanlı Devleti arasında Atina Antlaşması imzalandı.
1914: Türk sinemasının ilk filmi olarak kabul edilen Yeşilköy'deki Rus anıtının yıkılışını belgeleyen film Fuat Uzkınay tarafından çekildi.
1922: BBC ilk televizyon yayınını gerçekleştirdi.
1971: Ressam, sanat tarihçisi, milletvekili Celal Esat Arseven öldü.
1976: İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu, öğretim özgürlüğü ve can güvenliği kalmadığı gerekçesiyle öğretimi süresiz olarak tatil etti.
1985: Kolombiya'da 1595'ten beri etkin olmayan Nevado del Ruiz Yanardağı beklenmedik bir anda patladı. 50 bin nüfuslu Armero kentinin yüzde 85'i lavlar altında kaldı. Yaklaşık 20 kişi yaşamını yitirdi.
1985: Atmosferin ozon tabakasının, Antartika üzerindeki bölümünde önemli ölçüde bir incelme saptandı. İlk kez 1975'te, özellikle deodorantlardan yayılan kloroflorokarbon gazlarının ozon tabakasına zarar verdiği belirlenmişti. Alınan önlemlere karşın, ozonun ancak 21'inci yüzyılın ortalarında normal kalınlığa döneceği açıklandı.
1994: Naim Süleymanoğlu, Malbourne'deki Dünya Halter Şampiyonası'nda üç altın madalya kazandı.
2000: Egebank soruşturması kapsamında, bankanın eski genel müdürü Şükrü Esat Erkuş ile eski genel müdür yardımcısı Ali Ertunç Yalçın'ın da aralarında bulunduğu 11 kişi gözlem altına alındı.
2001: Türk A Milli Futbol takımı, 47 yıl aradan sonra dünya kupasını katılmayı Avusturya Milli takımını 5-0 yenerek hak kazandı.
Tarihte bugün: 15 Kasım
Bugün 60 binin üzerinde mezuna ve 20 binin üzerinde öğrenciye sahip olan Orta Doğu Teknik Üniversitesi 1956'da kuruldu.
Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Türkiye ve Ortadoğu ülkelerinin kalkınmalarına katkıda bulunmak, özellikle fen bilimleri ve sosyal bilimler alanlarında eleman yetiştirmek üzere 15 kasım 1956'da Orta Doğu Yüksek Teknoloji Enstitüsü kuruldu.
Orta Doğu Teknik Üniversitesi, ilk yıllarını Kızılay'da Müdafaa Caddesi'nde Emekli Sandığı'na ait küçük bir bina ile yeni TBMM binasının arkasında bulunan barakalarda geçirdi.
Yüksek öğrenim sistemine birçok yenilik getiren ve çağdaş eğitimin öncüsü olan ODTÜ, 1963 yılında Türkiye'nin ilk kampusu olan bugünkü yerine taşındı.
ODTÜ'de ilk olarak 1956 yılında Mimarlık bölümü öğretime açıldı. 1957 şubat döneminde de Makine Mühendisliği bölümünde öğretime başlandı.
1957-1958 öğretim yılı başında Mimarlık, Mühendislik ve İdari Bilimler fakülteleri kuruldu, 1959 yılında da Fen-Edebiyat Fakültesi'nin kuruluşu tamamlandı.
Eğitim Fakültesi ise 1982 yılında öğretime başladı. Öğretim dilinin İngilizce olduğu ODTÜ'de bugün 37 lisans programının yürütüldüğü beş fakülte bulunuyor.
Üniversite bünyesinde bulunan Fen Bilimleri, Sosyal Bilimler, Enformatik, Uygulamalı Matematik ve Deniz Bilimleri enstitülerinde ise 67 lisansüstü program yürütülüyor.
ODTÜ, kurulduğu günden bu yana bilimsel düzeyi, kültürel ve düşünsel boyuttaki ağırlığı ve nitelikli mezunları ile Türkiye ve Avrupa'nın en seçkin ve saygın kurumlarından biri olarak kabul ediliyor.
ODTÜ'de bugün yaklaşık 700 öğretim üyesi, 300 öğretim görevlisi, binden fazla araştırma görevlisi ve 20 bini aşkın öğrenci bulunuyor. Üniversitenin toplam mezun sayısı ise 60 binin üzerinde.
Günün diğer önemli olayları
1638: Osmanlı ordusu Bağdat'ı kuşatmaya başladı.
1889: Brezilya'da monarşi devrildi ve cumhuriyet kuruldu.
1960: Nükleer silah taşıyan ilk denizaltı USS George Washington, Güney Carolina Charleston'da suya müzikildi.
1967: Kıbrıs'ta üç Türk köyüne saldırarak işgal eden Rum tedhişçiler, 28 Türk'ü öldürdü, 200'ün üzerinde Türk kayboldu. Olağanüstü toplanan Bakanlar Kurulu, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları ile durumu değerlendirdi.
1969: Washington'da çeyrek milyon kişi Vietnam Savaşı'na karşı gösteri yaptı.
1977: Türk atleti Veli Ballı, Pakistan'da yapılan Uluslararası Atletizm Yarışmaları'nda maratonda birinci oldu.
1979: Yunan şilebi Evrenia ile Haydarpaşa mendireği açıklarında çarpışan Rumen tankeri İndependenta'nın infilak etmesi sonucu 51 Romen denizci öldü.
1983: Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ilan edildi.
2003: İstanbul'da Neve Şalom ve Beth İsrael sinagoglarına cumartesi duası sırasında eş zamanlı intihar saldırılarında bulunuldu, 25 kişi öldü.